Otomatik olarak 5 saniye sonra kapanacaktır. Reklamı kapatmak için TIKLAYINIZ

Bozcaada dergisinin 29. sayısı yayınlandı

İki ayda bir yayınlanan Bozcaada Mendirek Dergisi’nin yeni sayısı çıktı. “Adanın kaderi kış yalnızlığı” başlığı ile çıkan dergi abonelerine gönderimi gerçekleşti.

Mobil Reklam
Mobil Reklam
Bozcaada dergisinin 29. sayısı yayınlandı
Tarih: 07-02-2019 23:37
334 Okunma
Mobil Reklam
Mobil Reklam
Mobil Reklam

Bozcaada Mendirek Dergisi yeni sayısıyla yayında. 29’uncu sayısıyla adalıların karşısına çıkan ada dergisinin bu sayıdaki kapak fotoğrafı Mustafa Tankut Azak’a ait. Bu sayının başlığı ise “Adanın kaderi kış yalnızlığı” olarak belirlenmiş ve “Bozcaada’nın nüfusunun en aza indiği günlerdeyiz. Çetin kış şartları, zaman zaman gemi seferlerini iptal ettirecek hızda esen rüzgârlar, turizm sezonu sonrası aile ziyaretleri ve tatille birlikte adadan kısa süreliğine de olsa ayrılanlar ile sömestr sebebiyle çocukların tatillerini ada dışında geçirmeleriyle ada iyice boşaldı. Adanın yalnızlığı bu zamanlar. Adada olana, güzelliği görene ise bol bol keşfetme ve fotoğraf çekme zamanı şimdi” denilmiş.

Ayla Çınaroğlu’nun mimar Ayşe Deniz Sekban şle tanışma hikâyelerini anlattıkları yazının yan sayfadan komşusu ise Dimitri Bico. Aslında Bico’nun sayfasının da bir misafiri var, o da yeğeni Haroula. 2010 yılında adaya yaptıkları ziyareti kaleme alan Horoula, “Gelişimizin ilk akşamında amcamın arkadaşlarıyla karşılaşması aklımdan çıkmaz: Sevinç ve duygu... Annemin ve kardeşlerinin yaşadığı evi görmeye acele ediyorduk. Annem kardeşlerden en küçüğü olmasına rağmen, ilk olarak ve hiç zorluk çekmeden, 43 yıl geçmesine rağmen, hafıza değil kalbiyle evi buldu. Hep beraber kucaklaşıp sevinç ve hatıralar ile bir olarak ağlıyor, ağlıyor, ağlıyorduk” diyerek o günleri kaleme almış.

‘SİYASAL ETİK DİYE BİR ŞEY YOKTUR’

Bozcaada Haber geçen ay gerçekleşen ödül gecesine dair de bir yazı derginin sayfalarında yer bulmuş. Emrah Ataol turizm yazılarına devam ederken bu sayıda da 2019 sezonuna dair öngörülerini aktarmış. Ataol, “Biz turizmcilerin can suyu olarak tabir ettiği mayıs ayı, öngörülerime göre bu sene hepimiz için zorlu geçecektir. 6 Mayıs’ta başlayan Ramazan ayı, 1 Mayıs’ın çarşamba gününe ve 19 Mayıs’ın pazar gününe denk gelmesi sebebiyle adamız geçtiğimiz yıllara göre çok daha sakin bir mayıs ayı geçirecektir. Bu sene mayıs ayındaki tek tesellimiz, adamızın en önemli ve vazgeçilmez organizasyonu olan New Balance Bozcaada Yarı Maratonu’dur” derken yoğun geçecek dönemlere dair de tahminlerini yazısına taşımış. 

Türkan Çim Işık, “Kavuşmak” adlı yazısında, “Dostoyevski ile ilgili okumalarımız sonrası, toplantımızı yaptığımız saatlerde ada çalkalanıyordu. Bir hak arayışı için bireyler bir araya gelmiş, çınar altından seslerini yükseltiyorlardı. Oy hakları ellerinden alınmak istenmiş, yok sayılmışlardı. Buna karşı söyleyecek sözleri vardı. Ben de oradaydım. Haksızlığa uğramış insanların konuşmaları, olayı belgeleyen basın, kontrollerini yapan polis, izleyici olanlar...” diyerek Kitap Kulübü’nde okudukları bir kitaba uzanıyor. Derginin sevilen yazarı bu sayıda bir de adanın otlarından “ebegümeci”yi yazısına taşıyıp, bir de güzel tarif vermiş

Muharrem Yıldız ise “Siyasal etik” başlıklı makalesinde yaklaşan seçimlere dokunan yazısında, genel bir etik kavramından bahsediyor. Yıldız, “Eğer biz yaşamımızın her alanında karşılaştığımız güçlükleri aşmak için, yalan, iftira, düzenbazlık, şiddet, kurnazlık, iki yüzlülük, riya gibi olumsuz sayılan özellikleri kullanmayı daha çok tercih edersek; bu tür özelliklerimiz gelişir. O zaman siyaset yapma biçimimiz de buna göre olur. Yok eğer, biz genel olarak, adaletli olma, dürüstlük, kibarlık, fedakârlık gibi olumlu olduğu düşünülen özelliklerimizi geliştirdiysek; hayatımızın diğer alanlarında olduğu gibi siyasal alanda da bu özellikler görülür” dediği yazısı Mendirek’in 29. sayısında.

SELMA KIRBAŞ İLK YAZISIYLA 60 SENE ÖNCEYE GÖTÜRÜYOR

Bozcaada’nın sevilen simalarından Tahir Günday’ın ardından dergi de 1,5 sayfalık bir veda bölümü hazırlamış. Elif Çapar, Burcu Ünsal, Uğur Biryol, Serkan İlik ve Muharrem Yıldız’ın kısa yazıları ardından Günday’ın kadim arkadaşı Haluk Şahin de bir veda mektubu yayınlamış. Şahin yazısında, “Senin erkenden gidişinle de pek çok şey yarım kaldı. Yalnızca fırından, pastaneden, Bozcaada ile ilgili projelerden söz etmiyorum. Çok şey yaptın. Çok daha fazlasını yapacaktın. Yokluğun doldurulamaz. Ama müsterih ol. Bu ada seni şükranla hatırlayacaktır” diyor.
Selma Kırbaş dergideki ilk yazısında 1950-60’ların Bozcaada’sına doğru uzanıyor. Kırbaş’ın, “Kalenin önündeki taşlar şimdi orada olmadığı için yengeçler de orada değiller. Dikel çapasını da uzun yıllardır görmüyorum. Yok artık adada. Onun işini pırpırlar yapıyorlar. Deniz aynı güzellikte mavi. Kâh çırpınıyor, kâh sütliman ya da tahta gibi. Eskimeyen o güzelim mavi rengi hep aynı; benim çocuk arkadaşlarım yine var” dediği yazısı ile nostalji dolu yazılarının ilkinde kendi dilini okuyucuya kabul ettireceğe benziyor. 

DERMANLI: ‘HİKÂYELERİ SANDIĞIN İÇİNE KOYDUK’

Dergiyi yayına hazırlayan Mustafa Dermanlı’nın bir yandan devam ettirdiği belgesel projesi “Ada İnsanları”na dair Güneş Dermenci’ye verdiği röportaj da dergide kendine yer bulmuş. Dermenci’nin “Çekimler esnasında özel anlar da yaşanıyor olsa gerek ada insanlarıyla aranızda, özellikle paylaşımlarınız eskiye, anılar özele özlemle açıldıkça… Tüm bunlar nasıl değiştirdi ilişkini adayla?” sorusuna Dermanlı şöyle cevap veriyor: “Kimseyi unutmak istemem ama mesela Ratip Amca çok duygulandı, iki kez gözlerinden yaşlar süzüldü. Adanın ressamı Toto Metin amca aşık olduğu kadını anlattı, bunu yayınlamayacağım ama dinlemek çok etkileyiciydi. Remzi Tekin’in müthiş bir hafızası var, yaşı 80’in üzerinde, ilkokul arkadaşlarını okul numaralarıyla saydı. Nejat Abi’nin anlatış şeklini, ses tonunu çok seviyorum. Adanın son yirmi yılını tane tane, çok güzel özetledi. Ferai Tınç bölümü bir gazetecinin derli toplu anlatımıyla çok iyiydi. Salih abi adadaki engellilerden biri. Nasıl hasta oluğunu, okula gidemeyip okuma yazmayı sonradan öğrendiğini bu belgesel kayıtlarını yaparken öğrendim. Birçoğuyla dostluğumuz, abi-kardeş, baba-oğul ilişkimiz bu sayede gerçekleşti. Sandığın içine koyduk, işleyip çıkartıyoruz ortaya. Çok önemsiyorum tüm bu kayıtların elimde olmasını.”

Serkan İlik geçen sayıda başladığı 2018 senesine dair yaşanan olayları aktardığı yazısının ikinci bölümünde geçen yılın önemli konularına ışık tutuyor. İlik’in, Beylik Koyu’ndaki geminin sökümü, terasların açılmak istenmesi, Göztepe’ye büfe yapılmak istenmesi, hayvan zehirlenmelerine dair gelişmeler ve adadaki etkinlere dair görüşleri bu yazıya yansımış. 

75’LERDEN BUGÜNE ESKİ KAHVE

Derginin “Neydi, Ne Oldu” bölümünde ise bu sayıda “Eski Kahve” var. Göztepe ailesinin çınarlarından Veli Göztepe ile şu an Türk Mahallesi’nde Eski Kahve adıyla hizmet veren kafenin geçmişi konuşulmuş. Yazıda, “75’lere dek kahve olarak işletilen tek katlı binanın bugüne varış öyküsünü, o zamanlar kahve kültürü nasıldı, insanlar ne oynarlardı, ne içerlerdi bu yazıda Veli amcanın anlatımıyla derlemeye çalıştık” deniyor.

Arka kapakta ise araştırmacı Hüseyin Can Yücel’in 1915’teki bir fotoğraftan yola çıkarak hazırladığı bir yazı var. Yücel, “Her şey bir fotoğraf karesiyle başladı. Bozcaada Kalesi’nin açığında demirde duran siyah bordalı bu geminin acaba orada ne işi vardı? Fotoğrafın hikâyesini ve balıkçı gemisi olduğunu düşündüğüm gemiyi araştırmaya karar vermiştim geçtiğimiz temmuz ayında. Sonunda nihayete erdirebildim...” diyerek başladığı yazısında geminin hikâyesini anlatıyor.

Derginin 29. sayısı şehir dışındaki abonelere PTT ile gönderildi. Ada içindeki abonelerin dergilerini Bozcaada PTT’sine giderek isimlerini söyleyerek teslim alabilecekleri belirtildi. Dergiye henüz abone olmamış olanların ise bu linki tıklayarak abone olabilirler. >TIKLAYIN<


Mobil Reklam
Mobil Reklam
Mobil Reklam

YORUM YAP

FACEBOOK YORUM YAP


DİĞER HABERLER