BozcaadaHABER - Mobil


Seçmenlere itiraz sürecinde neler yaşadım?

Tarih: 21-01-2019 14:59
1557 Okunma
Aslında AKP'nin 650 seçmene yönelik yaptığı itiraz ilişkin daha da fazla yazmak istemiyordum. Çünkü zaten ilk gün kendi sosyal medya hesabımda yazdığım gibi, “Bozcaada Haber olarak bu ayıbın sonuna kadar karşısında duracağız” demiştim ve bu konuda elimizden gelenin fazlasını da yaptığımıza inanıyorum.
Ancak dün yine kendi sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaştığım ve durum tespiti üzerine konuyla ilgili son kez yazma gerekliliği hissettim. Bu nedenle sizlere konuyla ilgili 3 gündür yaşanan gelişmelerden ve düşüncelerimden bahsetmek istiyorum.
 
Öncelikle yazımda en son söyleyeceğimi en başta söyleyeyim. Ki bu ifadeleri AKP Bozcaada İlçe Başkanı Burak Aktan'a da söyledim. Bana, “Başkan Yılmaz'a nasıl seçim kazandırmaya çalışırız, nasıl kendi ayağamıza sıkarız” diye sorsalardı, size “Adalı seçmenlere itiraz edin” derdim. Hatta sayın Aktan'a “Acaba siz de gizliden Hakan başkana mı çalışıyorsunuz” diye espri de yaptım.
 
5 YILLIK HABERCİLİK GEÇMİŞİMDE BÖYLE TRAFİK GÖRMEDİM!
 
Tabii konuya ilişkin ilk haber başlığımızda da belirttiğim gibi yapılan, “Bu kadarına da yuh” dedirten cinsten bir ayıptı. Bunu da hem Aktan'a hem de AKP'li diğer partili isimlere defalarca söyledim. Adaya sonradan gelenlerin yanında 30 yıldır adada tek başına diş hekimliği yapan Rıdvan doktora yapılan itiraz insanın vicdanını sızlatır. Mehmet Uysal'a itiraz etmek adalılara yapılan bir hakaret sayılırdı.
 
Gelelim en başa... Bozcaada Haber Ödülleri gecesinin ardından ertesi akşam Çanakkale'ye geçtiğimde Cuma günü çok yorgun olduğum için yatağımdan kalkamadım. Hatta yine Ezine'de bir duruşmam olduğu halde yorgunluktan gidemedim. Fakat gündüz bu itiraz olayı adada bir anda infial yaratınca bana ulaşamayanlar Mustafa Dermanlı'ya ulaşmış. O da bana ulaşamayınca direkt eve kadar gelerek durumu anlattı. Ben de telefonu açınca sabahtan gece yarılarına kadar 3 gün sürecek telefon trafiği, tartışmalar, sahada haber işleri, görüntülerin montajları ve gelişmelerin ulusal basınla paylaşma süreci başladı. Gerçekten 5 yıllık haber hayatımda bu kadar telefon trafiği, tartışmaların aşırı yoğun yaşandığı ve 5 dakika bile rahatça oturamadığım bir dönem hatırlamıyorum.
Neyse, Mustafa Dermanlı'dan gelişmeleri duyduktan sonra telefonu açtığımda sırasıyla Hakan başkanla, ittifak başkanları Hüseyin Durmuş, Şafak Güler ile ve de AKP'li başkan Burak Aktan ile görüştüm. Ardından ilçe emniyetinin ve ilçe jandarma ekiplerini itiraza konu adreslere giderek o an evde olmayanları rapor ettiği iddialarını araştırmak istedim. İlk olarak da ilçe emniyetinden bir yetkili ile görüştüm. Ve ilçe emniyetinin henüz hiçbir adrese gitmediğini, söz konusu itiraza uğrayan kişilerin emniyeti aradıklarında ellerinden gelen yardımı yaparak sorunu çözdüklerini öğrendim. Ki görüştüğüm o emniyet yetkilisi de durumdan o kadar rahatsız olduğunu ifade eden cümleler sarf etti ki bu süreçte emniyetin yapılan resmi itirazın ardından yasal olarak gelen talimat doğrultusunda hareket ederek tüm seçmenlere yardımcı olacaklarını belirtmişlerdi.
 
Yani aslında gerçekten burada baktığımızda bir siyasi parti yaptığı resmi itiraz sonucunda YSK'dan ya da da ilgili kurumlardan gelen talimat ya da yasa doğrultusunda görevini yapıyordu ve bunu yaparken de beyanları dikkate alarak taraf olmadan yardımcı olmaya çalışıyordu. Bunu da gerek telefonla gerekse bizzat emniyete başvuran tanıdıkların ifadelerinden anladık.
 
GECE YARISI BURAK AKTAN İLE BULUŞTUM
 
Ardından ilçe jandarma komutlığına bağlı ekiplerin de yapılan itirazlar sonucunda gelen talimat doğrultusunda merkez dışındaki evlere giderek bu kişilerin adada yaşayıp yaşamadığını araştırdığını doğruladık. Ancak ilçe jandarma komutanını 2-3 kez arasam da o saatlerde ulaşamadık.
 
Bu arada akşam feribotu ile adaya geçmeye yetişemedik. Bu sırada yaptığımız telefon görüşmeleri ile birlikte konuya ilişkin ilk haberimizi yayınladık. Bildiğiniz gibi haberin başlığını da “Bu kadarına da yuh” olarak yayınladık.
Derken saat 22.30 sularına kadar telefonların biri bitiyor, biri başlıyordu. O sıra hatta –kendilerinden de teyit edebilirsiniz- insanların öfkesi haklı olarak çok büyük olduğu için, adada vahim bir olay yaşanmaması adına ittifakın ilçe başkanlarına ve Hakan Başkan'a telefonda bu sürecte çok dikkatli davranmaları gerektiğini, hak ararken tansiyonu daha da yükseltecek ifadeler ya da davranışlara mahal vermemeleri gerektiğini belirtmiştim. Kendilerine ben de AKP'nin bu yanlıştan kısa sürede dönmesi gerektiği konusunda görüşmelerde bulunacağımı belirtmiştim. Tam da bu konuşmalar devam ederken AKP Bozcaada İlçe Başkanı Burak Aktan'dan telefon geldi ve 15 dakika sonra Çanakkale'de bir kafede buluştuk. Hem benim telefonlarım hem de Burak'ın telefonları susmuyordu.
Bugüne kadar kimseden lafımı esirgemediğimi genelde beni tanıyanlar iyi bilir. Fakat gerçekten de Burak psikolojik olarak çok kötü ve üzgün gözüküyordu. Hatta çocukluk yıllarımdan bu yana tanıdığım Burak'ı ilk defa bu kadar kötü gördüm. Ama maalesef yapılan çok büyük bir ayıp olduğu için ben de hepsini yüzüne tek tek söyledim. Sizlere bu konuşmada özel olan “of the record” bilgileri maalesef paylaşamayacağım. Ama benim samimiyetimi bilenlere şunu söylemek istiyorum: Evet en büyük sorumluluk ilçe başkanı olduğu için Burak'ta. Evet yapılan öyle az-buz değil çok büyük bir ayıp. Ancak Burak'ın genç ve yeni bir ilçe başkanı olması, partide farklı görüşte yetkin isimlerin olması ve sanıyorum ki Burak'ın da bu konuda daha fazla direnememesi sonucu böylesine kötü bir tablo ortaya çıkmış.
 
BU LİSTE BAŞINIZA ÇORAP ÖRER
 
Bunu gerçekten Burak'tan duymadım ama bu itiraz rakamı aslında 650'nin de çok daha üstündeymiş ilk başlarda. Ama sanırım bu listeye karşı çıkanlar ancak sayıyı ancak bu kadar düşürebilmişler. Hatta bazı üyeler bu listenin “başlarına çorap öreceğini” de belirtmişler. Zaten hazırlanan listede adaya sadece 1-2 ay çalışmaya gelen ve adayla hiçbir bağı olmayan taşıma seçmenlere yönelik olsaydı kimse de bir şey demeyecekti.
 
Burak’la buluşmamız yaklaşık 2,5 saat gibi bir süreyi buldu. Bu süre zarfında Burak hem adalılara hem de adaya sonradan gelen birçok isme karşı mahçup olduğunu ifade etti. O süre zarfında küçük notlar alarak yaptığı basın açıklamasında aslında sadece birkaç adalı ismi belirtirken, sadece örnek olarak belirtmek istedi. Ancak doğal olarak sadece birkaç adalı olarak algılandı.
 
Sonrasında gece 1 sularında eve geldiğimde telefon trafiği devam ederken, Burak'ın görüntülü açıklamasını montajlayarak internete ve ardından da sitemize yükledim. Sabah 5 buçuk sularında yatarken saat 9.30'da CHP'li Hüseyin Başkan'ın arabası ile adaya geçtik. Ve sizlerin de bildiği gibi Çınaraltı'nda yapılan görüşmeyi kaydettik, hem de itiraza uğrayan seçmenlerle röportaj yaptık. Ardından da tüm görüntüleri montajlayarak ve haberimizi ayrıntılarla hazırlamak için bilgisayar başına oturduk. Bu anlara tanık olan İlkay Muratoğlu, Anıl Azdemir gibi isimler bu 7-8 dakikalık görüntünün hazırlanması ve ajansa ulaştırılmasının kaç saat zaman aldığına bizzt şahit de oldular.
 
İTİRAZ LİSTESİNİ PARTİ İÇİNDE BİR GRUP HAZIRLADI
 
Bu sürede nasıl çalıştığımıza, nasıl yorulduğumuza değinmemin bir iki nedenini de yazının sonunda belirteceğim.
Neyse tüm bunların ardından bu listenin nasıl hazırlandığına dair yaptığım görüşmeler sonucunda aslında tam da düşündüğüm, tahmin ettiğim gibi olduğuna emin oldum. İsmini vermeyeceğim gene of the record olarak görüştüğüm bazı partililer durumdan o kadar çok rahatsızlardı ki detaylarına inanın inemeyeceğim.
 
Ama şunu da mecbur belirtmem gerekir ki bu listeyi ısrarla hazırlayanlar evet sadece CHP ve İyi Parti seçmenini hedef almış. Hani bazı partililerin gözden kaçma gibi bir ifadesi de imkansız. En az 4-5 kez yapılan toplantıda Mehmet Uysal, Hasan Demirkol, Muharrem Yıldız, Cihan Başol gibi isimler kaç kişinin gözünden kaçar? Ha bu arada bir iki partili, mesala bazı adalı isimlere örnek Cihan Başol'a da adada yaşamıyor değil sadece belirtilen adreste değil adada başka bir konutta yaşadığı, bunun düzeltilmesi gerektiği için itiraz edildiği iddia etti.
 
Ama adadan dönmeden bu konuda bu listeyi hazırlayan ve ısrar edenin özellikle parti içinde bir grubun olduğunu, diğer tüm kesimlerin şiddetle karşı çıktığını ancak sonuç alamadığına emin oldum. Evet, bu konuda madem neden istifa etmediler, neden buna ortak oldular gibi sorular da haklı olarak soruluyor ancak bunun bir değil birçok cevabı var. Bu soruların cevapları da önümüzdeki günlerde yaşanacak gelişmelerden sizlerin anlayacağını tahmin ediyorum. 
 
İHALE TEK BAŞINA BURAK AKTAN’DA KALDI
 
Dün akşam ise konu ile ilgili olarak telefon trafiği devam ederken yine Aktan ile birçok telefon görüşmesi gerçekleştirdik. Gece yarısı en son görüşmemizde ise, bana “Hayatımda böyle zor bir durumla karşılaşmamıştım, gerçekten çok ama çok üzgünüm Serkan” diye kapattı. Ve gece yarısı üst yönetimlerle birlikte yapacağı görüşme sonrasında sabah konuyla ilgili gerekeni yapacağını ve açıklama göndereceğini ifade etti. Ve sabah saatlerinde de tüm itirazların geri çekilmesi konusunda basın açıklamasını gönderdi.
 
Evet, en başında dediğim gibi ilçe başkanı olması nedeniyle sorumluluk en çok Burak'ta ancak iki aday adayının yarıştığı, parti içinde iki aday arasında iki farklı tarafın olduğu, CHP gibi parti içi demokrasi yerine daha çok talimatlarla yönetilen bir partide, dengelerin daha farklı olduğu bir parti içinde ilçe başkanı olsan da demek ki elin kolun bağlı olabiliyor. Demek ki en başından beri istemediğin sorumluluğu tek başına alabiliyorsun. Ki tabloya baktığında da burada sorumluluğu tek başına Burak aldı ve ihale tek başına ona kaldı.
 
Gelelim yazının sonuna ve bu yazıyı neden yazma zorunluluğu hissettiğime. Dün Facebook hesabımdan yazdığım son paylaşımda, “İçimde kalmadan söylemek istiyorum; Dün ve bugün görüştüğüm AKP içinde tanıdığım bazı isimler, bu yaşanan durumdan gerçekten çok rahatsızlar ve en azından bizim kadar üzülüyorlar. Hatta iki kişi var ki neredeyse ağlayacaklardı üzüntülerinden... Bunu yakında sizler de anlayacaksınız. Mesela biri dedi ki, ‘İnsanların yüzüne zor bakıyorum ve....’. Ben listenin nasıl hazırlandığını, kimlerin gerçekten işin içinde olduğunu, kimlerin buna şiddetle karşı çıktığını, kimlerin hiç haberinin bile olmadığını iyi biliyorum. Bu nedenle bu olayı her AKP'li arkadaşlara mal etmemek gerekiyor.” demiştim. Ancak gelen yorumların bazılarında bu kişilerin kim olduğunu açıklamam gerektiği ima edildi ve bu kişilerin üzüntüleri “timsah gözyaşları” olarak değerlendirildi. Ama asıl bu yazıyı yazmamı gerektiren ve beni en çok sinirlendiren yorum ise aslında o sevdiğim büyüğümü düşünerek ekran görüntülerini alıp silmeme neden oldu.
 
TANSİYONU YÜKSELTMEMEK İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPTIK
 
Öncelikle neden bu listeyi hazırlamada en çok parmağı olanları yazmıyorum? Neden bunları ifşa etmiyorum? Korkuyor muyum? Çekiniyor muyum? Onları mı kolluyorum? Hepsinin cevabını kısaca vereyim: Eğer çekinecek olsaydım bunu tüm ulusal basına taşıyacak kadar iki gün boyunca gece gündüz uğraşmazdım. Eğer korkuyor olsaydım hemen adaya giderek tek tek insanların görüşlerine yer vermezdim. Korkuyor olsaydım en başından bu yanlışın karşısında duracağız demezdim. Kaldı ki her ay mahkemelere giden, Cumhurbaşkanına hakaretten yargılanan ve adada AKP'nin en çok haksızlığına uğrayan kişi ben iken.
 
Neden bu kişileri ifşa etmiyorum peki? Çünkü elimde bununla ilgili bir belge, materyal yok. Çünkü sadece of the record olarak elde ettiğim bilgiler var. Ayrıca her zaman adadaki haberciliği, plaza haberciliği ile karıştırmamamız gerektiğini, burada bazı haberleri yaparken adaya ne getirir, ne götürür diye iki kere düşündüğümüzü her fırsatta söylüyorum. Tansiyonu yükseltmek, sitemizin “tık”ını da yükseltir ama bu Bozcaada Haber’in, Serkan İlik’in yayın tarzı değil sevgili dostlar. Ayrıca bana dost meclisinde, güvenip de of the record olarak içini döken insanlara ihanet edemem. Beş yıldır her partide bu tip kapalı görüşmelerin odağındayım ve açıklanmaması istenen hiçbir şeyi de açıklamadım. 
 
Ama bu yazıyı bile yazmamak istememenin asıl nedeni ise zaten haklı olarak gösterilen büyük tepkinin ardından zaten hakkımızı koruduğumuz ortamda, başta Burak Aktan olmak üzere parti yetkililerin dün geceden bu yana hatalarını düzeltmek için ellerinden gelen gayreti gösterdiği ortamda daha da deşerek adada tansiyonu yükseltmek istemedim. Çünkü gerçekten haklı bireysel büyük tepkiler doğmaya başlamıştı ki bu tarihi ayıbın neticesinde adada ilişkilerimiz geri dönülmez boyuta ulaşabilir ve istenmeyen bir olay yaşanabilirdi. Ki bunu da Başkan Yılmaz'a gece yarısı yazdığım mesajda belirtmiştim. O da benimle aynı görüşte ve aynı endişe içerisindeydi.
 
SİYASETEN HAKAN BAŞKAN KADAR ŞANSLI BİRİSİNİ TANIMADIM 
 
AKP’de bu durumdan gerçekten çok rahatsız olanlar olduğuna yönelik yaptığım paylaşımın altına adadan bir büyüğüm ise öyle bir yorum yapmış ki tüm bu emeğimize tüm bu uğraşlarımıza, tüm bu hassasiyetimize rağmen ithamlarına deli olmamak içten bile değil.
 
Demiş ki, “Serkan insanları salak yerine koyma, tarafsız ol.” Demiş ki, “Burak'ı savunma, AKP'yi savunma”. El insaf yahu, bu yorumu yapan senin, adalı olduğun halde isminin silinmesine karşı çıkan bendim ve haberde senin ismini de kullandım. Sen kalkıp bununla ilgili onlardan hesap soracağına, kalkıp AKP içinde bu durumdan rahatsız olanları söylediğim için bunca emeğimize karşı beni taraflı olmakla, AKP'yi savunmakla suçlayacaksın. Gelip Çınaraltı'nda keşke mikrofona sen de bir iki bir şey söyleseydin, keşke benim Facebook sayfama değil de kendi sayfanda cesurca iki satır tepkini gösterseydin.
 
Ama sonradan anladım ki asıl mesele ise sonraki yorumlarda ifade ettiği gibi, ilk haberimizde onun ismini sadece soyadı ile birlikte yazmammış. Neymiş onun 7 ceddinin adalı olduğunu, işletmeci olduğunu belirtmemişim. İlk haberimizde, “Adada iki dönem muhtarlık yapan, onur ödülü alan Mehmet Uysal, 7 göbek adalı Zehra Talay” ifadelerinin yanında sadece isim ve soy isim kullanarak Muharrem Yıldız, Fırat Tunabay gibi isimlerin yanında O’nun da ne kadar adalı olduğunu belirtmemiştim(!).
 
Bu arada kendisine de söyledim; siyasi hayatında Hakan başkan kadar şanslı birini tanımadım. 2014 yerel seçim öncesinden şu zamana kadar ne zaman ki adada önemli bir gelişme olsun, hep rüzgâr kendisine dönüyor. Ama tabii tutumu ve davranışı ile de bunu hak ediyor.
 
Ayrıca ne olursa olsun, bu vahim hatanın farkına varan, özür dileyen, telafi etmeye çalışan AKP'li arkadaşları da tebrik ediyorum. Özür dilemek erdemdir.
 
Uzun lafın kısası; İşte bu nedenle taraflı ve AKP'li olurken, her zaman dediğim gibi biz her şeye rağmen komşuluk ilişkilerimize zarar vermemeye çalışıyoruz. Uzun oldu ama üç günün bilançosunu iki satırla yazmak neredeyse imkansızdı. 

YORUM YAP

FACEBOOK YORUM YAP


YAZARIN DİĞER YAZILARI